Ana sayfa » , » Yasak kişiye aşık olmak

Yasak kişiye aşık olmak



Aşık olmak güzeldir. Peki ya bu imkansız bir aşksa? Sonsuza dek susmayı mı tercih edersiniz, başkalarını mutsuz edeceğinizi bile bile ilişkinizi yaşamayı mı? Bu tecrübeyi yaşayanlar anlattı, uzmanlar yorumladı.
Aşk. Herhalde bir insanın yaşayabileceği en yoğun, en özel duygu. En klasik tanımıyla; “kalbiniz çarpar, karnınızda kelebekler uçar ve dünya size dört mevsim bahar görünür…” Gelecek planlarınızı artık sadece o kişinin etrafında şekillendirmek istersiniz. Peki ya, bu imkansız olduğu en başından belli olan bir aşksa? Bu kişi çok sevdiğiniz bir arkadaşınızın, yakınınızın hatta kardeşinizin aşkıysa? Çoğu kişi bu çok zor durumu yaşamadığı için oldukça şanslı. Böyle bir tecrübeyi yaşayanların kimi her şeyi göze alarak birlikteliği denemeyi tercih etmiş, kimiyse sonsuza dek susmayı. Üç farklı okurumuz, her iki duruma da örnek olan kendi hikayelerini anlattılar. 32 yaşında olan Pelin S. ablasının nişanlısına âşık olmuş ve duygularını ona itiraf etmiş, güç de olsa… 25 yaşındaki Meltem ve 26 yaşındaki Selmin ise hislerini kendilerine saklamaya tercih edenlerden. Biz önce okurlarımızın hikayelerini dinledik ve sonra uzmanlara, böyle bir durumda nasıl davranmamız gerektiğini ve kişinin duygularını kontrol etmesinin mümkün olup olmadığını sorduk. Okuyun ve 
O aslında benim aradığım kişiydi”
“Bundan tam 12 yıl önceydi. Ben üniversite eğitimim için yurtdışında, ABD’deydim. Ailem yani annem, babam ve ablam tam o sırada yeni bir daireye taşındılar. Yeni evimizi çok merak ediyordum ve sık sık telefonda -tabii o zamanlar Skype, Facebook vs. yoktu- bilgi alıyordum. Bana ilk anlattıkları şeylerden birisi de karşı dairlerinde çok süslü sarışın bir kadının oturduğu, sabahın en erken saatlerinde bile göz makyajını ihmal etmediği oldu. Bu kadının genç bir kocası, iki de küçük kızı vardı. Çok kısa bir süre sonra yeni ve sürpriz bir haber daha geldi; komşumuz ablama bayılmıştı ve onu, onlarla birlikte yaşamadığı için bizimkilerin varlığından haberi bile olmadıkları, eski eşinden olan oğluyla tanıştırmak istiyordu! Ablam önceleri bu işi bayağı dalgaya aldı. Hemen her konuşmamızda, bu süslü kadının kayınvalidesi olması halinde neler olabileceğini konuşuyorduk. Örneğin düğüne giyeceklerini!
Fakat kısa bir süre sonra ablamın fikirleri birden bire değişti. Çünkü söz konusu gençle tanışmış ve belli ki bayağı da hoşlanmıştı. Ben de bu habere oldukça sevindim. Özellikle de, müstakbel eniştemin -ismi Kağan’dıbaşarılı bir işadamı olduğunu duyunca. İşler hızlı gelişti ve ablam bana, yılbaşında benim de gelmemi fırsat bilerek küçük bir nişan töreni yapacaklarını anlattı. Ben de biriktirdiğim tüm paramla, ablama New York’tan çok zarif pırlantalı bir bilezik seçtim ve soluğu İstanbul’da aldım. Varışımın ikinci günü, hem Kağan hem de ailesiyle tanışacaktım. Hep gittiğimiz İtalyan restoranında buluştuk. Ve gözlerime inanamadım. Bana bu kadar da yakışıklı olduğundan hiç bahsetmemişlerdi! Kumral saçları, yemyeşil gözleri vardı. En güzeli de gülüşüydü… O yemekte onunla göz göze gelmek bile benim için küçük çaplı bir işkence oldu. Yanaklarım kızarıyor, onu ne kadar beğendiğimi anlayacağından korkuyordum. Oysa o da, sürekli benimle konuşmak istiyordu. Bunu yapan tek kişi o değildi üstelik. Annesi de, sanıyorum giyimime meraklı olduğum için, benden çok hoşlanmıştı ve durmaksızın New York’taki butikler hakkında sorular soruyordu.”
“Tek dileğim bir an önce geri dönmekti”
“Nişan gecesi, kendimi bir yandan suçlu hissediyor bir yandan da, yine de en güzel halimde olmak, ona güzel görünmek istiyordum. Fakat istediğim esas şey, bu nişanın bir an önce bitmesi ve New York’a geri dönmekti. Orada karmaşık hislerimden kurtulacağıma inanıyordum. Öte yandan da, eğer taşındığımız sırada yurtdışında olmasaydım şu an nişanlanan ben olur muydum diye düşünmekten kendimi alamıyordum. İşin kötüsü bu soruya kafamda verdiğim yanıt, “evet” oluyordu. Çünkü kafa yapısı olarak kendimi o aileye ablamdan daha yakın buluyordum. Dönme vaktim geldi ve okuluma geri döndüm. Hislerim, azalmak bir yana, yoğunlaşarak orada da devam etti. Kendimi Kağan’ı düşünmekten alamıyordum. Ablam, onunla gittiği yerleri, yaşadıklarını anlatınca çıldıracak gibi oluyordum. İçimde inanılmaz bir öfke vardı. Bir yandan eğer bu koşullarda karşılaşmasaydık yani ulaşılması bu kadar imkansız olmasaydı onu çekici bulamayacağımı düşünüyor, bir yandan da hayatımın aşkı olduğunu, bir daha kimseye bu kadar yoğun hisler besleyemeyeceğime inanıyordum.”
Ve büyük bir sürpriz...
Pelin, yaz tatilinden kısa bir süre önce büyük bir sürpriz yaşadığını ve ablasının onu arayarak Kağan’la ayrıldıklarını haber verdiğini anlatıyor. Buna sebep olarak gösterdiği şeyse, kafa yapılarındaki uyumsuzluk olmuş. Pelin önce büyük bir rahatlama hissetmiş ve bir daha onu görmek zorunda kalmayacağını, bir süre sonra da unutacağını düşünmüş. “Belki, nişanda Kağan’la çektirdiğim ve New York’taki evimde, kitaplığın baş köşesinde koyduğum o fotoğrafı indirebilseydim her şey farklı gelişirdi. Ama bunu yapamadım. Fotoğrafı indiremedim ve yerine çok daha başka bir şey yaptım. İçkiyi de fazla kaçırdığım bir gece, Kağan’ı aradım. (Numarasını biliyordum çünkü İstanbul’dayken gizlice almıştım ve ara sıra bu numaradan ona sessiz telefonlar açıyordum.) Önce ablamla olan ilişkisi hakkında konuşmak istediğimi söyledim. Sonra iş onu teselli etmeye dönüştü. Ona istediği zaman beni arayabileceğini söyledim.
İlişkiyi itiraf etmek
Gerçekten de Kağan beni aradı. Bu üzerimdeki vicdan azabını aldı çünkü tek hoşlanan ben olsaydım, beni aramazdı diye düşünüyordum. Konuşma aralıklarımız sıklaştı ve sonunda Amerika’ya yanıma gelip, bir hafta kaldı. Artık ilişkimiz başlamıştı. O yaz, yaz okuluna gideceğimi söyleyip, İstanbul’a gelmedim. Yaz sonuna kadar ilişkimizden kimseye bahsetmedik ama er ya da geç ailelerimize durumuzu anlatmak gerekiyordu.
Alacağımız tepkiyi biliyordum ve o yüzden bu tepkiyi sırf bir flört uğruna maruz kalamayacağımı, eğer kararlıysa ilişkimizi daha ciddi bir adıma taşımamız gerektiğini söyledim. Ve o da kabul etti. Önce onun ailesine anlattık. Onun annesi bile hiç hoş karşılamadı! Ben de, umutlarım kırılmış olmasına rağmen babamı aradım. Çok ama çok sinirlendi. Ondan sonra da işler iyice karıştı. İstanbul’a gittiğimde annem ve ablam beni kesinlikle görmek istemiyorlardı. Onlara göre dünyada yapılacak en korkunç şeyi yapmıştım. Oysa benim içim rahattı çünkü her şey ablam Kağan’dan ayrıldıktan sonra başlamıştı. Çok geçmeden Kağan’la evlendik. Bir yıl boyunca evliliğimiz tek kelimeyle muhteşemdi. Kâh New York’ta, kâh İstanbul’da bazen de dünyanın bambaşka bir yerinde başka güzel bir ülkedeydik. Fakat öte yandan ikimiz de uzun süredir ailelerimizle görüşmüyorduk ve ben artık kendimi yalnız hissetmeye başlamıştım. Fakat Kağan beni anlamamakta ısrarlıydı, ona göre bu bizim tercihimizdi ve sonuçlarına katlanmalıydıkZamanla tartışmalar başladı. Ben her bir hatasında “uğruna ailemden vazgeçtim kişi bu mu” diye düşünüyordum. Aşkın heyecanı hafifleyince sorunlar iyice büyüdü. Çünkü hızlı hareket etmiştik ve birbirimizi pek de fazla tanımadan evlenmeye karar vermiştik. Ben yine de bu evlilikten kolay kolay vazgeçmezdim ama bir gün, bir kavga sırasında bana “ne olacak ki, sen ablanın nişanlısını ayartan birisin, işte” diye bağırdı. İşte bu, her şeyin sonu oldu. Belki sizlerin de tahmin edebileceği gibi, bundan sonra son derece zor bir süreç içinde buldum kendimi. Ailemle barışmak hiç de kolay olmadı. Annem, babam beni sonunda affettiler ama ablamla tekrar görüşmem için, beş yıl geçmesi gerekti ve ancak yeğenimin doğumuyla onu bir kez daha görebildim. Şimdi geriye baktığımda elbette bunun bir hata olduğunu görebiliyorum. Fakat kalbime söz geçirmem öyle zordu ki, bir kez daha olsa yine aynı şeyleri yaşayacağımı biliyorum.”
İtiraf edemeyenler de var…
Pelin S., sonu pek de iyi olmamasına rağmen aşkını itiraf edebilenlerden. Bir de aşkını çok uzun süre içinde yaşayanlar var ki, bir diğer okurumuz Meltem Y.’nin hikayesi buna gerçek bir örnek. Sevgilisinin (sonradan eşi olmuş zaten) en yakın arkadaşına aşık olan Meltem, çok uzun yıllar hiç kimseye belli etmeden bu aşkı içinde yaşamış. “Burak, eşimin en yakın arkadaşıydı. Ve ilişkimizin en başından beri hep yanımızdaydı. Bu benim için zordu ama bir zaman bundan da zor bir şey yaşadım. Eşimle araları bozuldu ve yaklaşık altı ay kadar hayatımızdan çıktı. İşte o zaman barışmaları için elimden geleni yaptım.” Meltem S., platonik aşkıyla yaşamaya alıştığını, öte yandan eşine de çok büyük bir sevgi ve saygı duyduğunu, bu güzel hisleri ve güven, huzur dolu evliliğini hiçbir şey için tehlikeye atmayacağını anlatıyor. Selmin F. ise aksine, ulaşmasının imkansız olduğu bir kişiyle beraber olmaya katlanamamış ve sırf bu nedenle en iyi arkadaşından kopmuş: “En yakın arkadaşımın eşinden hoşlanıyordum ve onlarla zaman geçirmek katlanılamaz bir hal aldı. Dayanamadım ve bir süre sonra bahanelerle arkadaşımı daha seyrek görür oldum.”





0 yorum: